6 Haziran 2022 Pazartesi

Ankara'da Suyun Tarihi

 


Giriş

Yaşamak için en temel ihtiyaçlardan birisi olan su, tüm yerleşim alanları gibi,  kuruluş tarihi M.Ö 8.yy’a dek uzanan Ankara için de büyük önem arz etmiş ve şehri egemenliği altında bulunduran farklı medeniyetler Ankara’ya su sağlamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Ankara Su Yolları konusunda, en büyük çalışmayı ise M.Ö 25 yılından itibaren şehri egemenliği altında bulunduran Romalılar gerçekleştirmiştir. Ankara’ya Elmadağ ve Kayaş civarından su getiren Romalılar, o denli muazzam bir sistem kurmuşlardır ki, bu sistem, daha sonradan eklemeler ve tadilatlar yapılarak, Cumhuriyetin ilk 10-15 senesi de dahil olmak üzere 1000 yılı aşkın süre, Ankara’ya su sağlamıştır. 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren barajlar inşa edilmeye başlanmış, Romalıların inşa ettiği su yolu terk edilmiştir. Günümüzde de Ankara’nın suyu, il sınırları içerisindeki birçok farklı barajdan sağlanmaktadır. Şimdi, sizlerle Ankara’da suyun tarihine dair, dönemlere ayırdığım kısa bir özet sunmak istiyorum.   Ancak, bu özeti sunmadan önce, kaynak olarak yararlandığım, büyük emekler sonucu vücut bulmuş, Ankara’nın Mahalle Çeşmeleri adlı eserin yazarı Yavuz İşçen’e ve bu eserin oluşmasında desteğini esirgememiş Anafartalar Kuyumcuları’na teşekkür eder ve onları gönülden tebrik ederim.

Frigler Dönemi

Ankara’da, daha önceki dönemlere ait, Hitit Uygarlığına dair izler bulunsa da yerleşim merkezi olarak ilk kuruluşu, M.Ö 8. ve 7.yy. a, Frigler Dönemiyle ilişkilendirilmektedir.  Yüzyıllarca kent merkezi olarak kabul edilen Ankara Kalesi ve Ulus bölgesinin batısında, Anıtkabir, Bahçelievler, Emek, Atatürk Orman Çiftliği civarında, Friglerden kalan birçok kümülüs bulunmaktadır. Ancak, bu dönemde kentin su ihtiyacının nasıl karşılandığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Su, muhtemelen derelerden ve kuyulardan sağlanmıştır.

Roma ve Bizans Dönemi

Ankara’nın su gereksinimini sağlamak konusunda ilk ciddi girişimin M.Ö 25 yılında, şehri egemenliğine alan Romalılar döneminde gerçekleştiği bilinmektedir. Romalılar, Ankara’nın su ihtiyacını karşılamak için birçok çözüm aramışlar ve çareyi, Ankara’nın 45 km kadar doğusunda, bugün, Ankara-Kırıkkale yolu üzerinde bulunan ve Ankara’ya bağlı bir ilçe olan Elmadağ’dan (o zamanki adı Megaba) su getirmekte bulmuşlardır. Küp biçimli blok taşların ortaları 20-30 cm çapında delinip, delikleri aynı hizaya gelecek şekilde yan yana dizilmiş ve Elmadağ’dan Ankara’ya uzanan kilometrelerce uzunlukta bir suyolu inşa edilmiştir. Bu suyolunun çalışma mekanizması kot farkına dayanmaktadır. Elmadağ’daki su kaynakları ortalama 1300 m. den fazla yüksekliğe sahip konumlarda bulunmaktadırlar, o dönemde sadece Ankara Kalesi’nin eteklerindeki mahallelerden oluşan Ankara’nın rakımı ise 900 m. civarıdır. Böylelikle, sular eğim sayesinde, ortası delik blok taşların arasından akarak Ankara’ya kadar ulaştırılmıştır. Ankara’ya ulaşan sular, daha sonra pişmiş topraktan yapılmış künklerle kentin farklı noktalarına dağıtılmıştır.

Daha sonraki yıllarda, Romalılar, Elmadağ Su Hattına ilaveten, yine Elmadağ’dan doğan suları Kayaş yakınlarında birleştirmiş, Kayaş’ın güneyinde, Kıbrıs ve Kusunlar Köylerinde kaya içinde tüneller açmış, yer altında su toplama havzaları oluşturmuşlardır. Ardından, bu suları, Ankara’nın hemen doğusunda, bugün Mamak İlçesine bağlı bir mahalle olan Üreğil’den kaynaklanan Hanımpınarı Suyu ile birleştirmişler ve 10 km lik bir kanalla Ankara’ya kadar getirmişlerdir.  Romalılar Galerisi olarak adlandırılmış bu kanaldan yüzyıllarca faydalanılmıştır. Kente, Cebeci civarından giren ve daha çok Ankara Kalesi civarındaki mahallelere su sağlayan Elmadağ Su Yolu’nun aksine, Ankara’nın ikinci önemli su yolu olan ve Kayaş’tan gelen Hanımpınarı Su Yolunun, kente daha kuzeyden, Dışkapı civarından girdiği ve daha çok, Ulus’tan Dışkapı’ya doğru uzanan Çankırı Caddesi üzerindeki Roma (Caracalla) Hamamının su ihtiyacını karşıladığı bilinmektedir.








Romalıların Kayaş civarında oluşturduğu yeraltı su toplama havzaları zamanla bozulmuş, sular yüzeye çıkmış, fakat bu kez de bu sular, Şahne Pınarı olarak adlandırılan yeni bir su kaynağı oluşturmuştur.

Bunun dışında Romalılar, bugün yer altına alınmış olan,  Ankara Kalesi’nin kuzeyinden akan Hatip Çayının üzerinde su toplamak için bir bent inşa etmişlerdir. 1930’lu yıllara dek bu bentin harabeleri mevcut kalmış, 1935’te yeni bir bent inşa edilmiş, fakat 1957’de yıkılmıştır. Daha sonra ise, derenin üzeri kapatılmıştır. Bentderesi Caddesi ve Bentderesi semtinin adı buradan gelmektedir.

Romalıların inşa ettikleri bu su yolları, 600 yıl kadar bir süre kusursuz biçimde Ankara’ya su taşımıştır. Fakat, şehre Sasaniler tarafından yapılan dış saldırıların yoğunlaştığı 7.yy’da bozulmaya başlamıştır. Aynı dönemde, saldırılardan korunmak için kent, tamamen kale içine çekilmiş ve su ihtiyacı, Bentderesi’ne inen gizli geçitler, kuyular ve sarnıçlar aracılığıyla sağlanmıştır. Aynı dönemde, kaleyi güçlendirmek için,  bozulan su kanallarına ait taşlar ve künklerin bazıları kale surları üzerinde yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Abbasilerin saldırılarının sürdüğü 8.ve 9.yüzyıllarda da yine kale için hapsolmuş kentin su ihtiyacının aynı şekilde sağlandığı düşünülmektedir.


Romalıların Ankara’da 2-3 tane, büyük sanatsal işçilik taşıyan, anıtsal nitelikte çeşmeler yaptırdığı bilinmektedir. Ulus Meydanında yapılan kazılar bu konuda önemli ipuçları vermiştir. Ne var ki bu çeşmeler, günümüze gelememiştir. 



Bu dönemden kalan en büyük su mirası, şüphesiz, Ulus’tan Dışkapı’ya doğru çıkarken görebileceğiniz Roma Hamamı’dır. Roma Su Yollarına ait bazı parçalar da günümüzde, Roma Hamamı’nda sergilenmektedir.


Selçuklu Dönemi

Ankara, 11.yy’da Türklerin egemenliği altına girmiştir. 12.yy’da Selçuklular Dönemiyle birlikte, şehre su sağlayan ve Romalılar tarafından yaptırılmış su yolları onarılmış ve yeniden şehre su sağlamaya başlamıştır. Ayrıca bu dönemde, kimileri bugün de mevcut olan birçok çeşme inşa edilmiştir. Selçuklular, aynı zamanda, Ankara’nın Ayaş İlçesinde hamamlar da yaptırmışlardır.



 

Osmanlı Dönemi

 Daha sonra, Osmanlılar Döneminde de yine, Romalılardan kalma su yolları kullanılmış, fakat ilaveler de gerçekleştirilmiştir. Ancak, su kaynaklarının yetersizliği, su yollarının sık sık arızalanması dolayısıyla, 19.yy Ankara’sında su kıtlığı yaşanmış, özellikle de yüksek rakıma sahip kale bölgesinde ciddi susuzluk sorunu ortaya çıkmıştır. 1859 yılında Ankara’ya gelen Alman gezgin Andreas David Mordtmann, Ankara’dan :« Suyu çok azdır. Kalede su hiç yoktur. Aşağıda, şehirdeki çeşmeler ise yetersizdir. Çamaşırlar, şehrin eteklerindeki akarsularda (Hatip Çayı (Bent Deresi) ve Çubuk Çayı) yıkanmaktadır. » diye bahseder. 1886-1894 yılları arasında Ankara Valiliği yapmış olan Abidin Paşa, Ankara’ya sayısız hizmetlerde bulunmuştur.



Bu hizmetlerinden en önemlileri ise temel ihtiyaç olan su konusunda olmuştur. 1877 yılında, kentin güneyinde, Gölbaşı yolu civarında bulunan ve bugün ODTÜ Kampüsü sınırları içerisindeki Eymir Gölü’nden şehre su getirtmiştir. Bunun dışında, sık sık arızalanan, zamanla tahrip olmuş olan Romalılardan kalma, Elmadağ’dan ve Kayaş’tan (Hanımpınarı Suyu) şehre su taşıyan su yollarını baştan sona tamir ettirmiş ve 1893 yılında, büyük bir ileri görüşlülükle Elmadağ ve Hanımpınarı Sularını, şehre, font (demir) borular aracılığıyla dağıtmıştır. O dönemde, font borular, Avrupa’da bile nadiren, yeni yeni kullanılmaya başlamıştır. Abidin Paşa, büyük bir ileri görüşlülükle,  Sultan 2.Abdülhamid’in de onayıyla, Avrupa’dan trenle bu boruları getirtmiştir. Artık, Elmadağ’dan yenilenen taş künklerle Cebeci’ye kadar ulaşan sular, Cebeci’de bir havuzda toplanacak, font borularla, Ankara Kalesinin cümle kapısı önünde, Atpazarı olarak anılan bölgede, bugüne gelememiş (Ankara Su Tarihi açısından çok büyük bir kayıp) bir makseme, maksemden de şehrin farklı noktalarına dağıtılacaktır.



Aynı sistem, Hanımpınarı Suyu için de uygulanmıştır.


 Böylelikle,  uzun yıllar su sıkıntısı çeken yüksek rakımdaki Kale bölgesi de dahil olmak üzere, şehrin her bölgesine, Osmanlı Döneminde yaptırılan 10’larca çeşmeye ve hamama su akması sağlanmıştır.










Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyetin ilanının ardından, 1924 tarihli bir haritada, Ankara’ya suyun doğu yönünden üç kol halinde girdiği görülmektedir. Bu sular kuzeyden güneye doğru Elmadağ Suyu, Öksüzce Suyu ve Hanımpınarı Suyudur.


Ankara’nın doğusunda Elmadağ’dan doğan ve Beypınar, Kocapınar, Kırkpınar, Özlüpınar, Zindankaya, Kehrizpınar ve Kıbrıs Yaylası Pınarı gibi birçok farklı kaynaktan oluşan Elmadağ Suyunun, 1000 yılı aşkın süredir, Romalılar döneminden beri kente su sağladığı bilinmektedir.

Hanımpınarı Suyu ise, yine Romalılar döneminde, Elmadağ Suyuna ilaveten, kentin doğusundan, Mamak ile Kayaş arasındaki Üreğil’den getirilmiştir.

Ankara’nın en makbul suyu olarak nitelendirilen Öksüzce Suyu ise, şehrin içinde, Cebeci civarındaki bir kaynaktan doğmaktadır. Osmanlı Döneminde, bugün de mevcut olan Öksüzce Çeşmesi’nden akıtılmıştır.



Cumhuriyet Döneminde de, ilk 13 yıl tamamen Romalıların yaptığı, Osmanlıların geliştirdiği ve ilave hatlar oluşturduğu, nerdeyse 1100 yıllık su yolu kullanılmıştır. Fakat, Ankara’nın başkent olduktan sonra giderek büyümesi ve kalabalıklaşması, Cumhuriyete kadar Sıhhiye-Hacettepe hattının kuzeyinde, Ankara Kalesi, kale civarındaki mahalleler ve Ulus’tan, kısaca sadece bugünkü Altındağ İlçesinin küçük bir bölümünden ibaret olan şehir merkezinin güneye doğru genişlemesi, Kızılay, Kavaklıdere, Esat, Çankaya gibi yerleşimlerin oluşmasıyla, zaten iyicene eskimiş olan bu su yolu artık kullanılamaz ve ihtiyacı karşılamaz hale gelmiştir.

Bunun üzerine, 1930 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle, kentin kuzeyinde, Çubuk Çayı üzerinde Çubuk Barajının inşaatına başlanır ve baraj, 1936 yılında hizmete girer.  Geçtiğimiz aylarda, yeniden hayata döndürülen Çubuk Barajı, aynı zamanda, Cumhuriyet Türkiyesi’nin de ilk barajıdır.



Çubuk Barajını, 1964 yılında Çubuk-2 (Çubuk Çayı üzerinde), 1965 yılında Bayındır (Bayındır Deresi üzerinde), 1967 yılında Kurtboğazı (Kurtboğazı Çayı üerinde), 1985 yılında Çamlıdere Barajı (Bayındır Deresi üzerinde), 1992 yılında Eğrekkaya Barajı (Hamam Çayı ve Salın Çayı üzerinde),  1996 yılında Akyar Barajı (Bulak Çayı üzerinde), 2007 yılında Kavşakkaya Barajı (Ova Çayı üzerinde) takip eder.

İçme suyu sağlamak amacıyla kullanılan bu barajlara ilaveten, sulama suyu sağlayan Asartepe Barajı (İlhan Çayı üzerinde) ve elektrik enerjisi üreten Kesikköprü (Kızılırmak üzerinde) ve Sarıyar Barajları da (Sakarya Nehri üzerinde) Ankara’nın belli başlı barajlarıdır.

Günümüzde, Ankara’nın içme suyunun tamamı Çubuk , Kurtboğazı, Çamlıdere, Eğrekkaya, Akyar ve Kavşakkaya Barajlarından sağlanmaktadır.

Sonuç

Bir zamanlar 100’ün üzerinde çeşmenin bulunduğu Ankara İl Merkezinde, günümüze gelebilmiş, 40’ın üzerinde tarihî çeşme (çoğunluğu Keçiören civarındaki eski bağ evlerinin çeşmeleri de dahil), biri Roma, üçü Osmanlı Dönemine ait olmak üzere dört adet hamam ve bir adet su terazi bulunmaktadır.

Bizlere miras kalmış, hepimize ait bu değerli eserlerin hak ettiği ilgiyi ve değeri görmesi ve daha yüzyıllarca korunması ve var olmaları dileğiyle. Bu eserler, nelere tanıklık etti, neleri gördü… Onlarla yolları kesişen insanların çoğu şu an bu dünyada değiller. Bir gün gelecek, bizler de olmayacağız, ama eğer değerlerini bilirsek, zamanın sessiz tanıkları bu değerli eserler asırlarca varlıklarını sürdürecekler…

Kaynakça: Osmanlı Döneminde Ankara'nın Mahalle Çeşmeleri, İbrahim Yavuz İşçen, Cadde Anafartalar Kuyumcuları Yayınları, 2019)